Gece herkes uyurken bir hastanede hemşirelerin çalıştığını, fabrikalarda makinelerin durmadan döndüğünü, güvenlik görevlilerinin sokakları koruduğunu düşündüğümde aklıma aynı soru geliyor: Gece vardiyasını kim çıkardı? Aslında bu sorunun cevabı tek bir kişide saklı değil. İnsanların çalışma biçimleri, ekonomik ihtiyaçlar, teknolojik gelişmeler ve toplumun değişen beklentileri, gece çalışmasını zaman içinde günlük hayatın bir parçası hâline getirdi.
Bugün gece vardiyası bazıları için geçim kaynağı, bazıları için zorunluluk, bazıları içinse toplumsal hayatın görünmeyen yükünü taşımanın bir yolu. Bu nedenle gece vardiyasını anlamak, yalnızca çalışma saatlerini değil, toplumsal adalet ve
meselelerini de anlamayı gerektiriyor.
Gece vardiyasını belirli bir kişinin icat ettiğini söylemek mümkün değildir. Gece çalışması, sanayi devriminden çok önce de farklı biçimlerde vardı. Nöbet tutan askerler, denizciler, bekçiler ve sağlık hizmeti sunan kişiler, insanların gece boyunca sürdürmesi gereken faaliyetlerin örnekleriydi.
Ancak modern anlamdaki gece vardiyasının yaygınlaşması, özellikle 18. ve 19. yüzyıllardaki Sanayi Devrimi ile yakından ilişkilidir. Fabrikaların büyümesi, üretim makinelerinin yaygınlaşması ve sermayenin üretim kapasitesini artırma isteği, çalışma düzenini dönüştürdü.
Sanayi öncesi toplumlarda çalışma saatleri çoğunlukla gün ışığına, mevsimlere ve tarımsal faaliyetlere bağlıydı. Fabrikalaşmayla birlikte zaman, daha kesin biçimde ölçülen ve ekonomik üretimle ilişkilendirilen bir kaynağa dönüştü.
Makinelerin daha uzun süre çalıştırılması, işletmeler açısından üretim kapasitesini artırma fırsatı sundu. Böylece gündüz ve gece çalışan farklı işçi gruplarından oluşan vardiya sistemleri yaygınlaştı.
Sosyolog E. P. Thompson, 1967 yılında yayımlanan “Time, Work-Discipline, and Industrial Capitalism” başlıklı çalışmasında sanayi kapitalizmiyle birlikte zaman disiplininin nasıl güçlendiğini ele aldı. Bu yaklaşım, gece vardiyasının yalnızca teknik bir düzenleme olmadığını, aynı zamanda insanların zaman üzerindeki denetiminin ekonomik sistem tarafından yeniden şekillendirilmesiyle ilgili olduğunu gösterir.
Toplumlarda gündüz çalışmak ve gece dinlenmek, uzun süre olağan yaşam düzeni olarak kabul edildi. Ancak 24 saat hizmet veren işletmelerin artmasıyla bu norm değişmeye başladı.
Hastaneler, enerji tesisleri, ulaşım ağları, güvenlik birimleri ve üretim merkezleri gece boyunca faaliyet göstermek zorunda kalabiliyor. Dijital ekonominin gelişmesiyle çağrı merkezleri ve uluslararası hizmet sektörleri de farklı saat dilimlerine göre çalışıyor.
Bu durum, toplumsal yaşamın görünmeyen bir çelişkisini ortaya çıkarıyor: Birçok insan gece dinlenebilirken başka insanlar onların güvenliği, sağlığı ve konforu için çalışmayı sürdürüyor.
Gece vardiyasında çalışan bir kişinin ailesiyle aynı saatlerde yemek yiyememesi veya arkadaşlarıyla buluşmakta zorlanması, meselenin yalnızca işyerinde geçen saatlerden ibaret olmadığını gösteriyor.
Gece vardiyasının yükü, kadınlar ve erkekler açısından aynı koşullarda yaşanmayabilir. Gece çalışan bir kadının eve döndükten sonra çocuk bakımı ve ev işleriyle ilgilenmesi gerekebilir. Benzer biçimde, bakım sorumluluğu üstlenen erkekler de vardiyalı çalışma nedeniyle aile yaşamlarını düzenlemekte zorlanabilir.
Buradaki temel mesele, bakım emeğinin toplum içinde nasıl paylaşıldığıdır. Ev işleri ve çocuk bakımı eşit paylaşılmadığında, gece vardiyasının etkisi yalnızca çalışan kişiyi değil, bütün aileyi kapsar.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), çalışma süreleri ve iş-yaşam dengesi üzerine yayımladığı araştırmalarda çalışma düzeninin çalışanların sağlığı, aile yaşamı ve sosyal ilişkileri üzerindeki önemini vurgular.
Gece vardiyası her zaman özgür bir tercih değildir. Bazı çalışanlar daha yüksek ücret veya farklı bir çalışma düzeni için gece vardiyasını seçebilir. Bazılarıysa işini kaybetme endişesi, ekonomik zorunluluklar ya da işverenin belirlediği program nedeniyle bu düzene uymak durumunda kalabilir.
Bu noktada güç ilişkileri devreye girer. Çalışma saatlerini kim belirliyor? İşçi vardiyasını değiştirebiliyor mu? Gece çalışmasının getirdiği yük, ücret ve dinlenme olanaklarıyla dengeleniyor mu?
Bu soruların cevapları, işyerindeki karar yetkisinin nasıl dağıldığını ve çalışanların haklarını ne ölçüde kullanabildiğini ortaya koyar.
Gece çalışmasının önemli sonuçlarından biri, biyolojik saat ile çalışma düzeni arasındaki uyumsuzluktur. İnsan vücudunun uyku ve uyanıklık ritmi büyük ölçüde gece-gündüz döngüsüne göre şekillenir. Bu nedenle gece çalışan kişiler uyku düzensizliği, yorgunluk ve sosyal hayata katılım güçlüğü yaşayabilir.
Dünya Sağlık Örgütü ile Uluslararası Çalışma Örgütünün 2021 yılında yayımladığı ortak araştırma, 2016 yılında haftada en az 55 saat çalışan kişilerde inme ve iskemik kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin, haftada 35-40 saat çalışanlara kıyasla daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırma, uzun çalışma sürelerinin sağlık açısından önemini gösterse de bu bulguların tamamı yalnızca gece vardiyasına bağlanmamalıdır.
Toplumsal adalet, çalışma hayatındaki yüklerin ve fırsatların daha dengeli dağıtılmasını gerektirir. Gece vardiyasında çalışanların yeterli dinlenme süresine, güvenli ulaşım olanaklarına, sağlık hizmetlerine ve aile yaşamını sürdürebilecek koşullara erişmesi bu açıdan önemlidir.
Gece çalışan herkes aynı imkânlara sahip değildir. Gelir düzeyi, mesleki konum, iş güvencesi ve yaşanılan bölge, vardiyalı çalışmanın etkilerini değiştirebilir. Bu nedenle gece vardiyası, yalnızca bireysel dayanıklılık meselesi olarak değerlendirilmemelidir.
Otomasyon, yapay zekâ ve uzaktan çalışma teknolojileri, bazı sektörlerde gece çalışmasının biçimini değiştirebilir. Bununla birlikte hastaneler, ulaşım, enerji ve güvenlik gibi alanlarda insan emeğine duyulan ihtiyaç devam edecektir.
Gelecekte asıl tartışma, gece vardiyasının tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağından çok, nasıl daha insani koşullarda düzenlenebileceği olacaktır. Öngörülebilir çalışma programları, yeterli dinlenme süreleri, çalışanların vardiya planlamasına katılması ve bakım sorumluluklarının paylaşılması bu dönüşümün önemli parçalarıdır.
Gece vardiyasını tek bir kişi değil, tarihsel süreçler, sanayileşme, ekonomik ihtiyaçlar ve toplumsal örgütlenme biçimleri ortaya çıkardı. Günümüzde ise bu sistem, toplumun kesintisiz hizmet ve üretim beklentisinin bir sonucu olarak varlığını sürdürüyor.
Ancak bir hizmetin gece boyunca devam etmesi gerekiyorsa, bu hizmeti sağlayan insanların yaşam koşulları da aynı ölçüde önemsenmelidir. Toplumsal adalet, bazı insanların rahatlığı için başkalarının bütün sosyal yaşamlarından vazgeçmesini olağan kabul etmemeyi gerektirir.
Gece vardiyasının gerçek hikâyesi, yalnızca makinelerin ne zaman çalıştığını değil, toplumun emeğe, zamana ve insan hayatına nasıl değer verdiğini de anlatır.
– Thompson, E. P. (1967). “Time, Work-Discipline, and Industrial Capitalism.” Past & Present, 38, 56–97.
– International Labour Organization (ILO). Working Time and Work-Life Balance Around the World.
– World Health Organization ve International Labour Organization (2021). Long working hours increasing deaths from heart disease and stroke: WHO, ILO.
– International Agency for Research on Cancer (IARC). Night Shift Work, IARC Monographs, Volume 124.
Gece vardiyasını yalnızca ekonomik bir zorunluluk olarak mı görüyorsunuz, yoksa bazı insanlar için avantajlar da sunduğunu düşünüyor musunuz? Gece çalışmanın aile ilişkileri, uyku düzeni ve sosyal yaşam üzerindeki etkilerini gözlemlediniz mi? Sizce işverenler ve toplum, gece çalışanların yaşam koşullarını iyileştirmek için hangi adımları atmalı?
Okuduğunuz için teşekkürler. Gece vardiyasini kim çıkardı hakkındaki bu yazının işinize yaradığına inanıyoruz.