Kıbrıs Rum Kesiminde Ne Kadar Türk Var? – Bir Hikâye ve Duyguların Derinliği
Kayseri’de yaşayan, 25 yaşında, duygularını yazıya dökerek anlamlandırmaya çalışan bir genç olarak bazen çok sorguluyorum hayatta neyin ne kadar değerli olduğunu. Bu yazı da bir sorgulama. Kıbrıs’ın o küçücük ama bir o kadar da büyük anlamlar taşıyan topraklarında, kaç Türk var? Bunu anlamak için sadece sayılara bakmak yetmiyor, öyle değil mi? Asıl soru, o Türklerin nasıl yaşadığı, kimliklerini nasıl korudukları, kalbinde hangi derin izleri taşıdıkları… Onları anlamaya çalışırken, bir yandan kendi kimliğimi de sorguluyorum. Bu yazıda, işte tam da bunu anlatacağım.
Bir Yaz Günü, Girne Sokaklarında
Geçen yaz, tam da yazın kavurucu sıcağının altında, Kıbrıs’a gitmeye karar vermiştim. Kayseri’nin o yoğun, griliğinden uzak, sıcacık havasını biraz unutmak için gitmek istemiştim. Aklımda sorular vardı, cevapsız kalmış sorular. “Kıbrıs Rum Kesiminde ne kadar Türk var?” işte tam da bunu öğrenmeye gitmiştim. Ama bir taraftan, daha fazlasını da keşfetmek istiyordum. Kıbrıs, hem güzellikleriyle hem de tarihin izleriyle beni hep çekmiştir. O yüzden o yazı, çok anlamlı bir yaz oldu benim için.
İlk durağım Girne sokaklarıydı. İşte burada, o an içimde bir şeyler kırıldı. İnsanlar sokaklarda yürürken hep gülümsüyorlar, ama bir hüzün var. Bir yabancı gibi, orada olmam gerektiği gibi hissetmedim. Tam olarak kaybolmuş gibi hissettim. Ne Türk, ne Rum. Yabancı biriyim. Ama Kıbrıs’ta yaşayan her iki halk da bana garip bir şekilde benziyordu. O kadar fazla ortak nokta vardı ki… İkisi de aynı topraklarda büyümüş, aynı güneşin altında yaşmış, aynı denizin kenarında denize girmiş insanlardı. Ama bir şekilde arada bir duvar vardı. Ve o duvar, içimdeki o karmaşayı daha da derinleştiriyordu.
Beni O An Anlayan Bir Adam: Ahmet Amca
Bir kafe buldum, Girne’nin en güzel köşelerinden birindeydi. Oturup bir şeyler içmek istedim. O an bir adam beni fark etti. Uzun beyaz sakalı ve gözlerindeki derinlik, bir şeyler anlatıyordu. Yaklaşıp, “Genç, buraya ilk defa geliyorsun değil mi?” dedi. O an gözlerimden, belki de meraktan, belki de içimdeki o boşluktan bir şeyler okumayı başarmıştı. Birçok insanın görmediği, hissetmediği şeyleri fark ediyordu. Konuştukça, işte tam o anda, Ahmet Amca bana bir şeyler anlatmaya başladı. Kıbrıs’ta kaç Türk olduğunu değil, orada yaşayan Türklerin yaşadığı o kimlik savaşını anlatmaya.
“Biz buradayız,” dedi Ahmet Amca. “Ama ne kadar varız, ne kadar görünürüz, işte o mesele. Bazen sayılarla anlatılmaz. Biz, her sabah bir umutla uyanıyoruz. Ama ne yazık ki, Rum kesiminde, bazen varlığımızı bile unutturuyorlar. Gittikçe daha da yalnızlaşıyoruz, gençler de buradan göç etmek istiyor. Onlar, belki bir gün bu topraklardan tamamen gidecekler diye korkuyorum.”
O an, içimde derin bir boşluk hissettim. Çünkü Ahmet Amca’nın söyledikleri, o kadar netti ki… Evet, gerçekten de Kıbrıs Rum kesiminde, Türkler sayıca çok az. Ama bu, yalnızca rakamsal bir durumdan daha fazlasıydı. Bu, bir kimlik mücadelesiydi. Bir yerden bir yere gitme, köklerini bulma çabasıydı. Bir halkın varlık savaşıydı.
Gözlerindeki Umut: Gelecek İçin Bir Fırsat
Ahmet Amca, yaşadığı yerin, çocukluğunun topraklarının derinliklerinde varlığını kanıtlamaya çalışan biriydi. “Bütün Kıbrıs, biz Türkleri unutmuş gibi. Ama ben hep şunu söylüyorum, biz burada olacağız. Bu adada, hem Türkler hem Rumlar, birlikte yaşamalı. İşte gerçek barış o zaman olur,” dedi. Benim içimde bir umut filizlendi. Kıbrıs’ın bu iki halkının, tarihin, acıların ötesinde, belki bir gün bir arada yaşayabilmesi mümkündü. Ama o günden itibaren, Kıbrıs’ta ne kadar Türk olduğunu sormak, sadece bir soru olmaktan çıkmıştı. O kadar çok şey vardı ki, bunun altında.
Kıbrıs’ta Bir Gelecek Var mı?
O yazın sonlarına doğru, Kıbrıs Rum kesiminde ne kadar Türk olduğunu sorgulamak bir anlam ifade etmedi. Gerçekten de sayılara bakarak anlamak çok zor. Ahmet Amca’nın hikayesi, bana şunu öğretti: Asıl önemli olan, orada hala var olan, dimdik ayakta duran o insanlardı. Kıbrıs Rum kesiminde Türklerin sayısı azalmış olabilir, ama onların içindeki o direnç, belki de sayılardan çok daha önemli bir göstergedir. Çünkü insanları sayılarla tanımlayamayız. İnsanları, onlara ne kadar güvenebileceğimizle, onlarla hangi bağları kurabileceğimizle tanımlarız. Türkler, Kıbrıs’ta bir zamanlar çoktu. Ama bugün, hala varlar ve belki de daha da güçlenerek var olmaya devam edecekler.
Ben de, o an Ahmet Amca’yla bir yudum kahve içerken, içimdeki bir şeyi fark ettim. Kıbrıs’taki Türklerin kimlik mücadelesi, bir halkın tarihini unutmaması için verdiği savaştı. Bu halkın, geçmişinden geleceğe umut taşımak için ne kadar büyük bir direncinin olduğunu anlayabilmek için sayılara bakmak gerekmediğini düşündüm. O gün, Kıbrıs’tan dönerken, o kadar fazla şey öğrenmiştim ki… Bazen insanlar sayılardan daha fazlasını ifade ederler. Kıbrıs’ta sayılar belki çok küçük ama bu insanlar, orada var olmaya devam ediyorlar ve bir gün belki de bu küçük adada bir barışın temelleri atılacak.